
Çin’de ağustos ayı itibariyle yıllık enflasyon yüzde 6.5 olarak gerçekleşerek, son 11 yılın en yüksek düzeyine ulaştı.
Enflasyonun yükselmesinde, gıda fiyatlarındaki artış etkili oldu.
Çin’in ağustos ayı dış ticaret fazlası da 24.97 milyar dolara ulaşarak rekor düzeyde gerçekleşti.
Kaynak:CNN TURK

Binlerce yıl süren hanedanlar ardından 20. yüzyılın başında cumhuriyet yönetimine geçen Çin’de 1949′da, Komünist Parti ve Mao Zedong öncülüğünde Çin Halk Cumhuriyeti ilan edildi.
Bu tarihe kadar ülkeyi yöneten Çan Kay-Şek’in yönetimden isimlerle Tayvan’a kaçması, günümüzde hala süren Tayvan sorunun da başlangıcı oldu.
Uzun yıllar kapalı bir ekonomi yapısı gösteren Çin, 1980′lerin başlarında, kollektif tarım uygulamasını durdurdu ve özel teşebbüse yeniden izin verdi.
Şu anda Çin dünyanın en büyük ihracatçılarından ve rekor düzeylerde dış yatırım çekiyor.
Dünya Ticaret Örgütü’ne katılma hakkı kazanan Çin’in bu anlamda yakında yeni bir devrim yaşayacağı düşünülüyor. Bu şekilde Çin dış pazarlara daha kolay erişim hakı kazanacak, ancak dış rekabete de açık hale gelecek.
Bu durumun özel sektör yatırımlarını arttırması ve devlet denetimindeki hantal kuruluşların çöküşünü hızlandırması bekleniyor. Ancak Çin’de bazı çevreler bunun işsizlik ve istikrarsızlık gibi ağır bedelleri de beraberinde getirmesinden çekiniyor.
Çin Seddi insan eliyle yapılan en büyük eserlerden
Ayrıca Çin’in muazzam ticaret fazlası ve korsan mal üretimi, ticari ortağı durumundaki ülkelerle ilişkilerde kimi zaman huzursuzluk yaratıyor.
Başta ABD olmak üzere batılı ülkeler Çin para biriminin değerinin yükseltilmesi gerektiğini, böylece ihracat patlamasının da durulacağını savunuyor.
Ekonomideki patlama, büyük bir enerji açlığını da beraberinde getiriyor. Çin, ABD’nin ardından en büyük ikinci petrol tüketicisi.
Kömür üretim ve tüketiminde ise ilk sırada yer alıyor.
Dışarıdan enerji ithaline milyarlarca dolar harcayan ülkenin bu alandaki en büyük yatırımı ise 25 milyar dolara mal olması beklenen Üç Vadi Barajı hidroelektrik santralı projesi.
Ekonomideki hareketlilik çevreye ise artan kirlilik şeklinde yansıyor. Dünyanın en kirli kentleri Çin’de bulunuyor.
Kentsel ve kırsal kesimler arasında oluşan ekonomik uçurum ülkenin en önemli toplumsal sorunlarından biri haline geliyor.
Kırsal kesimlerden pek çok yoksul köylü bir inşaat patlaması yaşanan doğudaki kentlere akın ediyor.
İşçi ve çiftçi kesimlerinde ise huzursuzluk artan eylemlerle kendini gösteriyor. 2005 yılı içinde resmi rakamlara göre 87 bin ‘kitlesel olay’ yaşandı.
Yetkililere yolsuzluk suçlamaları, zorunlu tahliye ve istimlak kararları konusunda dilekçeler sunmak için her yıl Pekin’e onbinlerce kişinin gittiği tahmin ediliyor.
Yolsuzluk ve HIV vakalarındaki artış ülkenin diğer önemli sorunları arasında.
Kaynak: BBC

Çin Merkez Bankası faiz oranlarını bu yıl üçüncü kez artırdı.
Bankanın son kararıyla, bir yıl vadeli borç verme faiz oranı yüzde 6,57′den yüzde 6,84′e; mevduat faiz oranı da yüzde 3,06′dan yüzde 3,33′e çıktı.
Ayrıca Çin’de 15 Ağustos’tan itibaren banka hesaplarına uygulanan gelir vergisi yüzde 20′den yüzde 5′e inecek.
Böylece Çinli yatırımcıların, borsaya yatırım yapmaları yerine, tasarruflarını bankalarda tutmaları yolunda cesaretlendirilmesi amaçlanıyor.
Çin hükümeti tüm bu önlemlerle hızla büyüyen ekonomiyi soğutmayı hedefliyor.
Merkez Bankası’nın kararıysa hükümetin ülkenin ekonomik verileriyle ilgili son açıklamasını izledi.
Dün açıklanan rakamlara göre Çin’de yılın ikinci üç ayında ekonomik büyüme oranı yüzde 11,9′a yükseldi.
Çin’de ekonomik büyüme oranı halen 10 yıldan uzun süredir en üst düzeyde.
Geçen hafta açıklananan rakamlarda da, Çin 2006′da Gayri Safi Milli Hasıla’daki artışın yüzde 11,1′e çıktığı duyurulmuştu.
Bu durumda Çin, Almanya’yı da geride bırakarak, ABD ve Japonya’dan sonra dünyanın en büyük üçüncü ekonomisine sahip oluyor.
Çinli yetkililer daha önce de ekonominin ısınmasını önleme amaçlı bazı önlemler almışlardı.
Bunlar arasında, Çin’in para birimi Yuan’ın değerinin yükselmesine izin verilmesi de vardı.
Çin yetkililer her ne kadar büyümeyi artırıp yoksulluğu azaltmaya çalışsalar da bir yandan da bazı sektörlerde yatırımı düşürmeye çalışıyorlar.
Zira artan yatırımın enflasyonu da artırması ya da bir borç krizine yol açmasından korkuluyor.
Çin’de yiyecek maliyetleri resmi hedef olan yüzde 3′ü aşıp yüzde 7,6′ya çıkmış durumda.
Ülkede artan yiyecek fiyatlarının özellikle kırsal kesimlerdeki yoksulları çok olumsuz etkilemesinden endişeli.
Kaynak:BBC

Çok değil 30 yıl kadar önce, 1976’da Çin’de meydana gelen Tangshan depreminde kimilerine göre 250 bin, kimilerine göre ise 500 bin kişi hayatını kaybetmişti.
Böylesine büyük bir felaketle ilgili haberlerin Çin dışına ulaşması haftalar sürmüştü.
O zamanlar böylesine kapalı olan Çin’de günümüzde yaşananlar aynı anda tüm dünyada duyulmakla kalmadığı gibi, diğer ülkeleri de bir ölçüde etkiliyor.
Bunun son örneği geçen 30 Mayıs günü yaşandı.
Pekin yönetiminin borsa işlem vergilerini üçe katlaması üzerine borsanın ana endeksi yüzde 6,5 düştü.
Bu gelişme dünyanın diğer borsalarında da düşüşe yol açtı.
Benzer bir olay 27 Şubat’ta da yaşanmış ve Şanghay borsası yaklaşık yüzde 9 düştüğünde tüm dünya piyasalarında panik satışı başlamıştı.
Herkesin aklında 1997’deki Asya krizi vardı.
Bu dönemin kötü hatıralarının yanı sıra Çin’in bu krizden çabuk kurtulduğu da herkesin hafızasındaydı.
Ancak bazı ekonomistler Çin’in o krizde sağladığı başarının, o yıllarda ülkesinde fazla yabancı yatırım olmamamasından kaynaklandığı ve bu nedenle bunun olası bir krizden kurtulmak için garanti olamayacağı görüşünde.
Sabır Çin kültürünün temel özelliklerinden biri olarak gösteriliyor.
Bu özellikten de kaynaklanarak Çinliler tasarrufçu bir ulus olarak tanınıyor.
Ancak tasarruf için fazla seçenekleri olduğu söylenemez.
1970’lerin sonunda başlayan reform ve dışa açılma uygulamaları özellikle genç kuşağın alışkanlıklarının değişmesine yol açtı.
Mevduat faizlerinin düşük olmasının da etkisiyle daha fazla ve daha çabuk kazanmak isteyenler borsaya yöneldi.
Gençlerin tercihi.Tabii bu kesimin büyük bölümünü, temkinli olmalarıyla bilinen eski kuşak değil, yeni dönemin atak ve sabırsız gençleri oluşturuyordu.
Borsa yatırım yapmak veya tasarruflarını değerlendirmek isteyenlerin hedefi olduğu kadar, meslek seçiminde de ilk sıralara yükseldi.
Yabancı dil bilen, eğitimli gençler meslek seçiminde borsaya yöneldiler.
Çin’in parlak gençleri meslek olarak da borsayı tercih ediyor.
Tabii bu kararlarında birkaç yıl içinde villa veya lüks araba sahibi olan ve banka hesaplarında binlerce dolar bulunan yaşıtlarının etkisi yadsınamaz.
Her ne kadar eski kuşak temkinli olsa da, aralarında bu yeni eğilimin nimetlerinden yararlanmak isteyenler yok değil.
Çinli bir dostum, eskiden muhasebeci olan 74 yaşındaki babasının 10 yıldır borsayla ilgilendiğini ve her gün saatlerce ders çalışır gibi borsa analizlerini incelediğini anlattı.
Çin borsasında uzun süredir kuruluşların sermayesi ağırlıktaydı.
Ancak Mayıs ayında bireysel yatırımlar çoğunluk durumuna yükseldi.
1,3 milyar nüfuslu Çin’de 100 milyon kişi borsaya yatırım yapıyor.
Resmi rakamlara göre, Çin’de her gün 300 bin kişi işlem yaptırmak için hesap açıyor.
Hatta bunlar arasında evlerini ipotek ettirenler veya bankadaki parasını çekerek borsaya yatıranlar da var.
Artık ‘altın hafta’ var
Bazı Çinli uzmanlara göre bu durum Çin ekonomisinin geleceğine duyulan güvenin göstergesi.
Birçok Çinli olası bir krizde hükümetin gerekli önlemleri alacağını düşünüyor.
Zira Çin’de hükümetin tüketim alışkanlıkları üzerinde küçümsenmeyecek etkisi olduğu söylenebilir.
1990’lı yıllarda Çin hükümeti ekonomiyi canlandırmak için vatandaşlarından yastık altındaki paralarını harcamalarını istemişti.
Bunun sonucunda konut, dekorasyon ve turizm gibi sektörlerde patlama yaşandı.
Çinliler yılda üç kez ‘altın hafta’ denilen birer haftalık tatillerle tanıştılar.
Çin Yeni Yılı’nı ailece karşılama geleneğine rağmen, bu tatilde seyahate çıkanların, hatta yurt dışına gidenlerin sayısı hayli arttı.
Kamuoyunda Şanghay borsasındaki son düşüşün hükümetin Çin hisse senetlerindeki aşırı hızlı artışları frenlemek amacından kaynaklandığı görüşü hakim.
Hükümetin koruyucu kanatlarına rağmen, Çin’in girdiği yolda zaman zaman sıkıntılar yaşaması kaçınılmaz.
Kısa vadede büyük bir kriz bekleyenlerin endişelerinin yersiz olduğunu, olası küçük ve orta ölçekli dalgalanmaların eşyanın doğasına uygun olduğunu söyleyebiliriz.
Kaynak:BBC Kamil Erdaloğlu Pekin
Devamını oku
Çin’de açıklanan resmî verilere göre ekonomi, 2007 yılının ilk çeyreğinde, yıllık yüzde 11,1 oranında büyüdü.
Uzmanların beklentilerini aşan bu oran, 2006 yılının son üç ayındaki yüzde 10,4′lük büyümenin de üzerine çıkmış durumda.
Açıklanan büyüme oranı, piyasaların ve ekonominin beklentilerin üzerinde ‘ısınması’ olarak değerlendirilirken ülkede Mart ayı enflasyonu da yüzde 3,3 olarak açıklandı.
Daha önce alınan önlemlerin enflasyonun yükselişini önlemekte başarısız olması ve faiz oranlarının arttırılması olasılığı Çin borsasının yüzde 4,5′lik düşüşle kapanmasına neden oldu.
Bu, geçtiğimiz aylarda Şangay borsasındaki yüzde 9′luk büyük düşüşün Avrupa, Asya ve Amerika borsalarında yarattığı sarsıntıdan bu yana kaydedilen en büyük düşüş.
Faiz oranları son bir yıl içinde üç kez yükseltildi ve hükümet ekonominin taşıyamayacağı kadar ısınmasını engellemek amacıyla kredilerin sınırlandırılması gibi önlemlere başvurdu.
Bu kısıtlamalara rağmen, hükümetin inşaat projeleri de dahil, gayrimenkullere yapılan yatırımlar yılın ilk üç aylık döneminde yüzde 25 oranında arttı.
Çin ekonomisi, hükümet harcamalarındaki artış, ihracatta yükseliş ve yabancı yatırımlar nedeniyle geride kalan dört yılın her birinde yüzde 10′dan fazla büyüdü.
Ancak hükümet yetkilileri, büyüme hızı ve bunun yaratacağı olası sorunlardan duydukları sıkıntıyı kamuoyu önünde dile getirmeye başladılar.
Çin ekonomisinin fazla yük altına girdiği, piyasaların ‘ısınmaya başladığı’ haberleri dünya piyasalarında da etkisini gösterdi.
Japonya’nın başlıca borsası yüzde 1 oranında düştü. Bu son bir ayın en büyük günlük değer kaybıydı.
Pekin yönetimi, bu yılki büyüme oranını yüzde 8′de tutmayı istiyor. Ancak açıklanan bu son veriler ışığında, bu hedefe kolay ulaşamayacakları görülüyor.
Kaynak: BBC










