Chunfen, Çin’in eski çağlarında “gündüz ile gecenin günü eşit olarak paylaştığı gün” olarak adlandırılırdı. Chunfen, her yılın 20 veya 21 Mart’ta kutlanır. Bu yılki Chunfen günü 20 Mart gününde kutlanacak. Eski kayıtlarda “Chunfen’da Ying ile Yang etkenleri günü paylaşır, bunun için gündüz ile gece aynı uzunlukta olur, soğuk ve sıcak etkenleri arasında da denge sözkonusudur” diye yazılıdır. Buna göre Chunfen’ın anlamı şudur: Chunfen’da gündüz 12 saat, gece de 12 saat sürer; Chunfen, bahar mevsiminin ortasındadır, yani mevsimi ikiye böler.
Eski çağlarda Çinliler 15 gün süren Chunfen sozununu üçe bölerdi: İlk 5 günde kırlangıçlar güneyden kuzeye döner; ikinci 5 günde gök gürültüsü duyulmaya başlar; üçüncü 5 günde yıldırım görülmeye başlar”. Yani Chunfen sezonundan sonra kırlangıçlar güneyden kuzeye uçar, yağmur yağarken gök gürültüsü ve yıldırım olur.
Chunfen sezonunun başladığı Chunfen gününde Güneş ışınları ekvatora direkt iner, gündüz ve gece hemen hemen aynı uzunlukta olur. Ardından Güneş ışınlarının direkt indiği noktalar kuzeye yönelir, gündüz uzanırken gece kısalır. Ancak kuzey yarıküreye bahar gelirken, güney yarıkürede mevsim sonbahar olur. Kuzey yarıkürede Güneş ışınları artarken hava ısınır, gündüz uzanır.
Chunfen sezonunda ülkenin kuzeyinde batıdan esen rüzgarın şiddeti artırken, kuzey bölgelerde sık sık rüzgarlı ve kumlu hava görülür. Doğudan sıcak hava kütleleriyle karşılaşılırken, uzun süreli yağmur günleri yaşanır ve soğuk hava meydana gelir.
Kaynak: cri.cn
Devamını oku
Gansu eyaletindeki Dunhuang kenti civarında yer alan Mogao taş mağara sanatı, dünyanın en büyük ve en iyi korunan Budizm sanat hazinesi olarak kabul ediliyor. 2008 Beijing Olimpiyat Oyunları dolayısıyla düzenlenen önemli kültür projelerinden biri olarak Çin Güzel Sanatlar Müzesi’nde büyük çaplı bir Dunhuang Sanat Sergisi düzenleniyor.
Geçen yılın sonu itibariyle Çin Güzel Sanatlar Müzesi eskiye göre çok farklı dış görünüşüyle, ziyarete gidenlerin dikkatini çekiyor. Müzenin ana binası, eski geçmişe sahip taş mağara şekline dönüştürüldü. Müzenin önünde eski mimari tarzında bir Torii kapsı kuruldu. Bunun üzerinde “Mogao Taş Mağaraları” yazıyor. Bu kapı, Gansu eyaletinde bulunan Mogao Taş Mağaraları’nı hatırlatıyor. Kapı önünde her gün zigzag şeklinde, bazen 500 metreyi bulan ziyaretçi kuyrukları oluşuyor. Bildirildiğine göre, serginin açılışında müzeye 7 bin kişi akın etti. Bugünlerde günde en fazla 20 bin ziyaretçi ağırlandı.
Dunhuang, eski çağlarda Çin’in Orta ve Batı Asya ülkeleri ve Avrupa ülkeleriyle yaptığı ticaretin ana koridoru olan İpek Yolu üzerindeki önemli bir güzergahtı. 4. yüzyıldan itibaren Budizm’in doğuya yayılması ve canlanmasıyla, insanlar Dunhuang kenti civarındaki dağların yamaçlarında mağaralar kazarak heykeller yontmaya başladı. Bin yılı aşkın bir süre devam oymalarla meydana gelen bölgede, 800′den fazla mağara bulunuyor ve bunların içinde 50 bin metrekare duvar resmi korunuyor. Özellikle, Bin Buda Mağarası olarak bilinen Mogao Taş Mağaraları’nda 1000 yıl boyunca yaratılan heykeller ve duvar resimleri korunuyor. Çin kültürü ile yabancı kültürlerin kaynaşmasını kanıtlayan Mogao Taş Mağaraları, 1987 yılında Dünya Kültür Mirasları Listesi’ne alındı.
Dunhuang Çinli sanatçıların tapındığı kutsal sanat mekanı olurken Dunhuang sanatı, Çin sanatlarının gelişmesine ilham kaynağı oluyor. Çin Güzel Sanatlar Müzesi’nin mimarisi, Mogao Taş Mağaraları’nın 9 katlı sayvanından esinlenerek, modern ve geleneksel mimarileri birleştiren bir örnek haline geldi.
Çin Güzel Sanatlar Müzesi’nde devam eden Dunhuang Sanat Sergisi’nde titizlikle eski hale getirilen 10 mağaranın kopyası, orijinal ve kopya olmak üzere 20 renkli heykel, 120 duvar resmi kopyası ve “Budizm Kitaplarının Saklandığı Mağara”dan çıkarılan tarihi kayıtlar ile eşyalar sergileniyor. bunlar 4. ila 14. yüzyılları temsil eden yapıtlar. Dunhuang Araştırma Enstitüsü Başkanı Fan Jinshi, bu konuda şu bilgileri verdi;”Şimdiye kadar hiç bir zaman bir defada 10 mağarayı veya 100′den fazla duvar resmini sergilemedik. Bu defaki sergi eşyaları, gelmiş geçmiş bütün farklı dönemleri ait temsil eden seçkin sanat yapıtları. Yani Mogao Taş Mağaraları’nı sistemli, net ve tam olarak ziyaretçilere sunuyoruz. Dunhuang, taşınmaz Dünya Kültür Mirası’dır, bunun için kopyaları sergilemek en iyi sergi yöntemidir. Mogao Taş Mağaraları’nı, yerinde göremeyen insanlara burada gösteriyoruz. ”
Çin Güzel Sanatlar Müzesi, yüklü miktarda harcamalar yaparak 4 bin metrekarelik sergi salonunu Mogao Taş Mağaraları’na dönüştürdü. İzleyiciler sergi salonuna girince kendilerini gizemli taş mağaralar içinde hissediyor. Salonun zemininde lotüs desenli tuğlalar, yukarıda duvar resimli kubbe, etrafında duvar resimleri ve farklı pozlardaki Buda heykelleri gelen herkesi şaşırtıyor ve taş mağara sanatının cazibesini yaşatıyor
Kaynak: cri.cn
Ağaç kökü oymacılığı, Çin’in geleneksel halk sanatlarından biridir.
1. Ağaç kökü oymacılığının tarihi
Çin’in en eski ağaç kökü oyma eseri, 2300 yıl öncesine dayanıyor. Bu eser, Savaşan Devletler dönemindeki Chu Krallığı’na bağlı bir mezardan çıkarıldı. Sui ve Tang hanedanları döneminde (581-907 yılları arasında), Li Bi adlı biri, ağaç kökünü “ejderha pençesi” şeklinde yontarak imparatora sunmuş. Çin’in son iki feodal hanedanı Ming ve Qing hanedanlarında ise, ağaç kökünden eşya veya insan figürleri oyulmaya başlandı. Günümüzde halen devam eden bu halk sanatı, giderek daha çok insan tarafından seviliyor.
2. Ağaç kökü oymacılığında üsluplar
Bu sanat dalında, ağaç kökü doğal şekline göre yontulur. Kıvrımlı, yara izli, içbükey veya dışbükey gibi ağaç kökü şekillerine sık rastlanır. Ağaç kökü oymacılığında iki üslup vardır. Birincisi, basit oymacılık. Bu üslupta sanatçı, ağaç kökünün doğal şekline göre, gereksiz dalları keser ve fazla oyma yapmaz. İkincisi, karmaşık oymacılık. Bu üslupta ise sanatçı, ağaç kökünün önemli bir bölümünü titizlikle oyarak, kendi düşüncesine göre ona yeni bir biçim vermeye çalışır.
3. Ağaç kökü oymacılığının yaratım süreci
İlk olarak, malzeme seçilir. Ağaç kökleri genellikle ilkbaharın başlarında veya kış mevsiminde, ormanlardan veya nehir kenarlarından toplanır. Bunun yanı sıra, ağaç kökünün niteliği ve biçimine bakılır; genellikle sert ve şekilli kökler tercih edilir. Daha sonra, eserin konusu düşünülür. Konu belirlenirken, dikkat edilmesi gereken bir nokta, kökün doğal biçiminin bozulmamasıdır. Son olarak, ağaç kökünün kabuğu soyularak temizlenir ve oyulur.
4. Ağaç kökü oymacılığının ayrıcalıkları
Ağaç kökü oymacılığı, diğer sanatlardan farklı olan birkaç özelliğe sahiptir. Birincisi, doğallık. Ağaç kökü oymacılığında malzeme olarak doğadaki ağaç kökleri kullanılır. İkincisi, biriciklik. Dünyada biçimi tamamen aynı olan iki ağaç kökünün bulunması imkânsızdır. Çeşitli biçimlere sahip olan ağaç köklerinin her biri, kendine özgüdür. Bu nedenle, yaratılan eserleri taklit etmek hemen hemen imkânsızdır. Üçüncüsü, eksiklik. İnsanların zihninde, kurumuş ağaçlar ve koparılmış kökler mükemmel değildir. Ağaç kökleri, yalnızca bir sanat eseri olarak oyuldukları zaman bu eksiklik güzelliğe dönüşür. Bu bakımdan, ağaç kökü oymacılığı, güzelliği fark eden ve ortaya çıkaran bir sanattır.
Kaynak:cri.cn
Devamını oku
Çin’in Yunnan bölgesi çay ile meşhur 26 etnik grubun yaşadığı egzotik bir yermiş. Ben gitmedim, çayı çok seven yunnan halkının yaşadığı yer yalnızca çay ağacının beşiği değil, dünyada çayın taşındığı en tehlikeli yollardan biri olan “Chamagudao”nun da kaynağımış. Yunnan hakkında kısa bir açıklama yaptıktan sonra Yunnan halkının çay kültürü hakkında bir şeyler karalayacağız.
Yunnan’ın Dali kentinde yer alan tanınmış Cang Dağı’nın eteğinde, konuksever Bai etnik grubu, misafirlerini bölgeye özgü “Üç Aşamalı Çay”la karşılıyor.
“Üç Aşamalı Çay”ın ilk çayı, acı çay olarak adlandırılır. Bu, bir insanın, acı çekerek başarıya ulaşmasını simgeler. İlk önce kaliteli yeşil çay, toprak kap içine konulur ve ateşte kızdırılır. Çay yaprakları sararınca ve çay kokusu etrafa yayılınca, az miktarda kaynar suyla demlenir ve ateşte biraz daha ısıtılır. Çay suyu kehribar rengine dönüştüğünde çaydanlığa konulur ve ikram edilir.
Yaşamın önce acı sonra tatlı olması anlamına gelen ikinci çay, ilk aşamada hazırlanan çaya şeker, ceviz ezmesi ve susam tozu gibi malzemeler eklenerek hazırlanır.
Üçüncü çayın hazırlanması ise şöyledir: Çay suyuna siyah şeker, bal ve biber gibi malzemeler eklenir. Hem güzel kokulu ve tatlı, hem de biraz acı olan üçüncü çay, insanların kazandığı başarılardan tat almalarını simgeler
Rivayete göre, “Üç Çay”, Çin’in eski çağlarında Nanzhao kralının değerli konuklarını ağırladığı bir çay içme törenidir; daha sonra halk arasında yaygınlaşmış ve günümüze kadar gelmiştir. İlk çayın acı, ikinci çayın tatlı ve üçüncü çayın tadının ağızda uzun süre kalması “Üç Çay”ın özelliğidir.
Kaynak : cri.cn den derlenmiştir.
Devamını oku
Jingzhe sezonu, genellikle 5 Mart günü civarında başlar. Çin Ay Takvimi’ne göre yılın 3. sezonu olan Jingzhe’yle ilgili güzel bir efsane var.
Yaşadığımız bu dünyayı yaratan Pangu, 18 bin yıl yaşadıktan sonra ölmüş. Ölmeden önce sol gözü güneşe, sağ gözü aya dönüşürken, son nefesi rüzgar ve bulut, ağzından çıkan son sesi de gök gürültüsü olmuş. Gök gürültüsü sonbahar ve kışın topraklar altında saklanırmış, baharda köylüler ekim yaptığında gök gürültüsü toprak altından çıkarmış. Kış uykusunda bulunan yılan, akrep, kırkayak ve kaplumbağa gibi böcek ve sürüngenler, Zhe Böcekleri olarak da adlandırılır. Bütün kış mevsimin boyunca böcekler toprak altında yemeden, hareket etmeden kalır. Ama Jingzhe sezonunun başladığı gün, böcekler gök gürültüsü tarafından uyandırılır. Jingzhe, önemli bir sezondur. Bir gök gürültüsü, sadece Zhe böceklerini uyandırmakla kalmayıp, aynı zamanda tüm yerküreyi de uyandırır, canlılık getirir. ABD bilimadamlarının araştırmalarına göre, bir gök gürültüsü, yeryüzünde on binlerce gübrenin oluşumasına yol açar.
Eski çağlarda Çin’de Jingzhe’yle ilgili bazı örf ve adetler varmış: Çin’in bazı bölgelerinde insanlar, tütsüsü yakarak, özel olarak hazırlanan eşyalarla Gökgürültüsü Tanrısı’na tapınır ve bereketli bir yıl ile yeterli yağmur suyu dilermiş; Shanxi eyaletinin bir bölgesinde Jingzhe gününde armut yenilirmiş; Yunnan eyaletinin Xuanwei bölgesinde köylüler, Jingzhe sabahı serçe sesi duyunca hemen tarlaların kenarında üflemeli müzik aletlerini çalıp sihirli sözler söylermiş, çünkü böylece kuşların sonbaharda olgunlaşmış tahılları yemeyeceğine inanılırmış; birçok bölgede ilk gökgürültüsü duyulduğunda bir anne, çocuğunun yattığı yastığı çevirirmiş. Bunun anlamı, yerküredeki varlıkların uyanmış olduğu ve bir daha uzun uyumayacağıymış.
Jingzhe sezonunda hava daha da ısınmaya başlar. Örneğin Çin’in ortasından geçen Huaihe ırmağı havazasındaki hava sıcaklığı, 6, 7 derece olur, bir önceki sezon olan Yushui sezonuna göre 3 derece artar; havzanın kuzeyindeki bölgelerde yağmur yoğunluğu, 15 ile 20 mm bulurken, güneyindeki bölgelerdeki yağmur miktarı 20 ile 40 mm arasında değişir. Kırmızı şeftali çiçekleri açarken ve kırlangıçlar dönerken, Çin’in birçok bölgesi bahar ekimine girer. Çin’in orta bölgelerinde yaygın olan bir atasözü vardır: “Jingzhe sezonuna girilince, bahar ekimi bırakılmaz.” Kışın ekilen tahılların yavaş yavaş olgunlaşma mevsimine girdiği için Jingzhe sezonunda köylüler çok meşgul olur. Örneğin buğday için su miktarının fazla veya az olması tehlikelidir, çünkü her ikisi de zararlıdır. Bunun için köylülerin hava durumunu yakından takip ederek, don olayını, fazla ve az yağışı önlemeye çaba göstermeleri, ayrıca tarlalardaki böceklerin vereceği zararları önlemeleri gerekir.
Jingzhe, hava ısındığı ve çiçeklerin açıldığı bir mevsim olmasına rağmen, aynı zamanda hastalıkların da yaygın olduğu bir sezondur. Çin tıbbı, “olmuş hastalıkları değil, henüz olmamış hastalıkları tedavi etmeye” özen gösterir, yani hastalıkları önceden önlemeye önem verir.
Kaynak:cri.cn
Devamını oku









